tutunamayanlar

roman bu topraklarda kısırdır... tutunamayanlar bu anlamda sımsıkı tutulacak bir eser. güzide bir miras.

satrançta iki hamle sonrasını düşünerek hareket etmeyi zor zannedenler bir de roman yazmayı denesinler. neden bu topraklarda bu kadar az iyi roman vardır düşünülmelidir.

sevgili

evet sevgilinim belki ama fahişen değilim. ilişki başından biçtiğiniz ve sonsuz bir inanca bağladığınız kurallarınızı götünüze sokun dostlarım.

mekanik biri değilim. sizin mutlak bekleyişinizi hunharca sikebilirim.

evlilik sezonu

orospu çocukları evlenecek ve kmh'ım sıfırlanacak yine.

camiye ayakkabi ile girdiler

evet doğru duydunuz. onlar ki allah'ın evine ayakkabı ile girdiler. allah'ı camide kiracı gibi görmüyorum, hayır saçmalama elbette betonerme bir yapı cami, hayır tabi ki kamusal alan. neyse! orda içki içildi, hadi diyelim içilmedi. hadi siz haklı olun bakalım. o yalan kamera kayıtlarında görünüyor ayakkabı ile tedavi görüyorlar. işte chp'nin yaptığı iş ancak bu kadar olur!

bu kişiler "faşizme karşı bacak omuza "diyen kişilerle ve mason, emperyalist, materyalist aynı zamanda ateist ve bir yandan da obez adamlarla aynı kişiler değil mi? bunlar değil mi "ben salata yemem hamburger varken" diyenler bunlar değil mi? lanet olsun size!

sizin yüzünüzden borsa düştü!

lanet olsun borsa düştü anlamıyor musunuz bunu borsa düşgklhldgk lanerntjr olsun borusndhsea düştü!!!!


not: camide ben içki görmedim diyen hocanın da biz nasıl bir ateist olduğunu iyi biliyoruz.

camileri müezzinlerden öğrenecek değiliz!

ahmet sahbaz

ethem'i öldüren polis meşru müdafaadan beraat edilmiş.
ethem'in elinde silah mı vardı ki?

ya daha çok şey söylemek istiyorum ama inanır mısınız bu züğürtlük yordu beni.

güvenebileceğiniz tek nesne kendi nesnenizdir...

adaletin amk...

ogrenci evi haftalik yemek listesi

ptesi: boğazda
salı: etiler
çarşamba: adalarda
perşembe: kız kulesi
cuma: galata'da

evet, rüyamda yemek yiyorum :(

bukowski okuyan hatun

evlenebilirim kendisiyle...

gezi parki

gezi parkının ruhunu okuyamayan damarlardan biri sol damardır bu ülkede. gezi parkı direnişi içinde yıllardır mevcut olan hareketsizlikleri ve bitmişliklerini yedirmeye ve dahil olmaya çalıştılar. sol bu ülkede kendini yenileyemedi bunu sloganlarında, arzularında ve mekanikliğinde görebilirsiniz. ama en başından beridir çok net olan şey gezi parkının fikirsel olarak değil daha romantik ve duygusal yaklaştığı idi mevzuya. basit cümlelerle ve mizah ile dertlerini anlatmak istediler ve bunun dinlenmemesi, değer görmemek kızdırdı.

alanları olduğunu ve dokunulamayacağını ilettiler. bunun evrilmesine de izin vermediler. gezi parkının görüşü anarşist veya sosyalist bir yapılanmaya uygun değil çünkü derinlemesine bir öğreti perspektifinde gelişmedi. sağduyu ve belli özgürlük alanı üzerinde yalnızca. daha önce de çok kereler söylediğim gibi duygusal parametreleri onları manipüle edilebilirmiş gibi gösterse de büyük çoğunluğu buna karşı yarattıkları ahlaka sımsıkı tutunmaya karar vererek aslında çok iyi viraj aldılar.

bu anlamda gezi parkını okurken nasıl ki mevcut hükümetin bu olayı anlamadığını zannederek bir hataya düşüyorsak (daha önce de dediğim gibi bu yalnızca bir yöntem ve yeni bir şey değil) aynı şekilde bunu olası bir devrimle özdeşleştirmek de aynı kısırlık ve saflıktan çıkıyor.

ben gezi parkını bir damla olarak görüyorum. güzel bir gençliğin çorak topraklara bıraktığı bir damla. bu ülkede çok güzel bir sürecin başlangıcı. ondan meydanlarda kimsenin hayati bir tehlike geçirmemesi en büyük dileğim. bu direnişe katılan kimsenin geleceğe dair korku ekmemesi en büyük kazancımız olur. şu anlamda uzun süredir dediğim gibi aslında biz kazandık. ve zamanla bunu bu topraklar daha iyi kavrayacak.

gezi parki

ben en çok sayın vali mutlu'ya üzülüyorum belki. onun böyle gençliği seviyorum ve onları korumak istiyorum demeleri, bu bahaneye sarılması müdahalelerinde beni mutlu ediyor bir yanıyla. yöneticilerimizin amaçlarını görmediğimizi zannediyorlar ya da bunları mutlulukla karşıladığımıza inanıyorlar, oysa bu bitmişlik dostlarım en açık ifadeyle. şu an elleri kolları bağlı gaz atanların, meydandan kaçırabilirsiniz insanları ama beyinlerini tamamen gasp edememiş olduğunuzu ya da gasp edemeyeceğinizi anlamış olmalısınız...

zamanın değiştiğini yeterince kavrayamadıklarına inanıyorum. daha birçoğu kavrayamadı belki, zamanı okumanın hayati olduğunu anlamamız lazım. bizim neslimizi ve aşağıdan yavaş yavaş gelenler hepimizi aşıyor. eskiden kalma alışkanlıklarını terkedemeyen siyasi her akım yok olmak zorunda artık bu topraklarda. uyum sağlayamayan sosyal ölüme mahkum olur.
bunu okuyamayanların birer birer tarihe gömüleceklerini izleyeceğiz artık. açılım yapamayan kapanacak.

yavaş yavaş aydınlanan ve kendini farkeden bebek bir gençlik. emekliyor geleceğe doğru. ayaklanacak ve koşacak ülkesini sırtlayarak...

taksim direnisi ne duyarsiz kalmayan entelektueller

hareket üretimi çekiyor. yaşan şeyler yaratmak istiyor, yaratırken ölebilmenin erdemini arzuluyor. düşünmeyi bıraktığınız an artık kontrol edilebilir şeylersinizdir ve bu fikre bayılır yönetici erk.

fikir üreten sanatçı varoşunu alım gücünden ayırmak zorunda kalır. bu kendiyle bir hesaplaşma, nedenleriyle...

bu eyleme katılan sanatçıların birçoğunun neden bu ülkede en güzel şeyleri ürettikleri açık. çünkü yaşıyorlar. yaşamak üretmek demektir, ölmek demektir ve tekrar doğmak demektir.

borsa

binlerce insan borsayı düşürmek için yürüdük başarılı olamadık diye üzülüyorum :( pardon abd bize kızıl ötesi bir ışın gönderdiği için etkilendik farkında değildik. dün yolda yürürken bir küçük çocuk balkondan bana lazer tuttu ve koşa koşa bakkala gidip ona tombi aldım ve eve döndüm. lan! yoksa? :(

mavi cocuk

<bkz: mavi bebek sendromu>

friedrich wilhelm nietzsche

bütün soğuk canavarların en soğuğuna devlet denir. soğuk soğuk yalan söyler o ve ağzından şu yalan sürüne sürüne çıkar: "ben, devlet - ulusum ben."

yalan! yaratıcılardı ulusları yaratanlar ve onların üstüne bir inanç ve sevgi asanlar: böylece hayata hizmet ettiler.
yıkıcıdırlar, nicelere tuzak kuranlar ve buna devlet diyenler: onların üstüne bir kılıç ve yüzlerce arzu asarlar.
nerde daha ulus varsa, orda devlet anlaşılmaz; kem göz ve yasalara, törelere karşı işlenmiş bir günah sayılarak ondan nefret edilir.

size şu belirtiyi veririm: her ulus kendi iyilik ve kötülük diliyle konuşur: komşu anlamaz bunu. o, dilini yasaları, töreleri içre yaratılmıştır kendine.
fakat devlet bütün iyilik ve kötülük dilleriyle yalan söyler ve ne söylese yalandır - ve nesi varsa hepsi çalıntıdır.
düzmedir onda her şey; çalınmış dişlerle ısırır bu ısırgan. bağırsakları bile düzmedir onun.

iyilik ve kötülük dillerinin karışıklığı: devletin belirtisi olarak bu belirtiyi veririm size. gerçek ölüm istemini gösterir bu belirti! gerçek, ölüm vaizlerini çağırır o!

gereğinden arta insan doğuyor: gereksizler için yaratılmıştır devlet!
hele bakın, devler nasıl ayartıyor bu gereksizleri! nasıl yutuyor, çiğniyor da çiğniyor onları!
"yeryüzünde benden büyüğü yoktur: düzenleyen parmağıyım ben tanrının" -böyle böğürür o canavar. ve yalnız uzun kulaklılar ve kısa görüşlüler değildir diz çökenler!

ah, size de fısıldar, ey ulu canlar, karanlık yalanlarını o! ah, kendilerini harcamayı seven zengin gönülleri bulur çıkarır o!
evet, sizi de bulur çıkarır o, ey eski tanrıyı yenenler! siz savaştan yorgun düştünüz, şimdiyse yorgunluğunuz yeni puta yarıyor!
çevresine kahramanlar ve onurlu kişiler dizmek ister o, yeni put! iyi vicdanların günışığında ısınmayı sever o, -soğuk canavar!

siz ona taparasanız, herşeyi verir size, bu yeni put: böylece erdemlerinizin parıltısını ve gururlu gözlerinizin bakışını satın alır.
gereksizleri ayartmada sizi yem olarak kullanır. evet, cehenneme vergi bir araç uydurulmuştur burda, tanrısal şereflerin süslü koşumu içre şıngırdayan bir ölüm atı!
evet niceler için bir ölüm bulunmuştur burda, kendini hayat gibi över: gerçek, yürekten bir yardım bütün ölüm vaizlerine!
devlet derim ona, herkesin ağı içtiği yere, iyilerin ve kötülerin: devlet, herkesin kendini yitirdiği yer, iyilerin ve kötülerin: devlet, herkesin ağır ağır kendi canına kıymasına "hayat" denen yer.

şu gereksizlere bakın hele! türeticilerin eserlerini ve bilgelerin hazinelerini çalarlar: kültür derler hınzırlıklarına, -ve herşey sayrılık ve sıkıntı gelir onlara!
şu gereksizlere bakın hele! hep sayrıdır onlar; safralarını kusarlar ve buna gazete derler. birbirlerini yutarlar ve kendilerini dahi sindiremezler.
şu gereksizlere bakın hele! servet edinirler ve bununla züğürtleşirler. güç isterler, en çokta güç kaldıracını, bol parayı isterler, -bu yetersiz kişiler!

tırmanışlarına bakın şu çevik maymunların! birbirinin sırtına binerek tırmanırlar, böylece çamura ve uçuruma yuvarlanırlar.
hepsi de tahta ulaşmak ister: bu onların çılgınlığıdır, -tahtın üstünde sanki mutluluk otururmuş gibi! çokluk çamur oturur tahtın üstünde, -tahtta çokluk çamurunun üstüne oturur.
bana hepsi çılgın görünür bunların ve tırmanan maymun ve azgın görünür. burnuma kötü kokar putları, o soğuk canavar: hepsi de kötü kokar burnuma, bu putperestlerin!

kardeşlerim, bunların ağızlarının ve iştahlarının dumanında boğulmak mı istiyorsunuz? pencereleri kırıp dışarı fırlasanız.
kötü kokunun yolundan çekilin! gereksizlerin putperestliğinden uzak durun!
kötü kokunun yolundan çekilin! bu insan kurbanlarının buğusundan uzak durun!

yeryüzü ulu canlar için açık duruyor daha. nice yerler- çevresinde durgun denizlerin kokusu yüzen -yalnızlar ve yalnız çiftler için boş duruyor daha.
ulu canlar için özgür bir hayat açık duruyor daha. gerçek, malı az olanın köleliği az olur: ne mutlu küçük yoksulluğa!

orada, devletin bittiği yerde, orada başlar gereksiz olmayan insan: orada başlar gerekli kişilerin türküsü, o eşsiz, o benzersiz ezgi.
oraya, devletin bittiği yere, -oraya bak, kardeşim! görmüyor musun gökkuşağını ve köprülerini üstinsanın?

böyle buyurdu zerdüşt / friedrich nietzsche

fenerbahce

fenerbahce taraftari galatasaray ve dilerse besiktas taraftarina super kupa finalinda kol kola izlemek icin cagrida bulunmus. (şu an taksim'de yürüyüşteler) polis ve yonetici istemediklerini soylemisler. tuylerim diken diken oldu hayatimda ilk defa bir futbol macini izlemek geldi icimden!! sahanesiniz...

ece temelkuran

korku öldü! yaşasın özgürlük!
ne olursa olsun, ne olacaksa olacak, ama türkiye son üç gündür korkuyu öldürdü. herkesin birbirinden öldüresiye nefret ettiğini düşündüğümüz bir ülke kardeşliğini alanda kanıtladı. ve gördük ki insan olmaktan vazgeçmedik. hepten ölmemişiz, gördük. gördük ki kardeşlikten vazgeçmedik. merhametten yana saf tutmaktan vazgeçmedik. solcusu da sağcısı da günlerdir bunu kanıtlıyor kendine. işte ne olursa olsun, bu unutulmayacak. ne yaparlarsa yapsınlar bunu bizden geri alamazlar artık. helal olsun çocuk sana! helal olsun!

ece temelkuran

milliyet

gazetelerin manipülasyonunu onlardan yakalamak yeni haz noktalarımdan biri. aşağıdaki haberde "leyla ile mecnun" film ekibinin ki en başından beri desteklediler hep, yemek yerken gazetecilere ettiği küfür var. nedeni sözde o an eylemde değil de yemek yedikleri için kameralara yakalandıklarındanmış :) sanki eylemciler yemin ettiler eylem bitene kadar bir şey yenmeyecek ve rakı içimeyecek diye :) kafayı yemişler... asıl kızdıkları şey çok açık ki sessiz kalan ve eylemi layıkıyla anlatamayan yandaş medyaya idi. ona küfür salladılar. ama yandaş olan yandaş olarak kalıyor. daha iyi yalanlar bulmaya çalışarak...

http://www.milliyet.com.tr/...yorsa-taksim-e-gelin-/7

taksim gezi parki

-"ozgurluk olmadiktan sonra insan nedir mariana? can sevgilim, nedir ha, soylesene, yureklerde derinden ışıyan o guzelligin isigi olmadiktan sonra, insan? ozgur olmadikca sevgi nasil yasanir soyle! nasil tam verebilirim yuregimi o yurek benin olamiyorsa?" lorca (mariana pinede) - tekrar tekrar paylaşasım var güzel cümleleri-

borsa

gezi parkından dolayı , borsa dustu diye ortada gezenler var sanarsin grup sirketleri var mk... inanamiyorum :)

slavoj zizek

zizek'in penceresine önem vermişimdir her zaman. onun daha makro anlayışını da takip etmeli ve çıkarımları anlaşılmalı diye düşünüyorum:

” istanbul’un göbeğindeki bir parkın ticari amaçlarla tahrip edilmesi gibi mütevazı bir yerel meseleden kaynaklanıyor gibi görünse de, türkiye’de devam etmekte olan protestolar açıkça çok daha derin bir hastalığa işaret ediyor. bu protestoların yaygın bir şekilde“ılımlı islamcılık” modeli olarak algılanan, hızla gelişen bir ekonomiye sahip bir ülkede patlak vermesi, hastalığın nedenleri hakkında kilit bir gösterge oluşturuyor: vahşi neoliberal ekonomi ile dini-milliyetçi otoriterliğin kaynaştırılması girişimi. bu iki sürecin de kurbanları aynı: bağımsız sivil toplumun dayanışma ruhu ve kültürel hoşgörüsü; bir ulusun ahlaki sağlığının belkemiğini oluşturan ruhun ta kendisi. buradan da anlıyoruz ki bu protestolar, serbest piyasanın toplumsal özgürlük anlamına gelmediğinin, ancak otoriter politikalarla bal gibi de bir arada bulunabileceğinin canlı kanıtıdır.
bu protestoların neden dünya çapında kurulu düzeni sarsan aynı küresel ajitasyonun bir parçası olduğunun da göstergesidir bu. özgürlük ve kurtuluşa önem veren bütün insanlar, türkiye halkına “hoşgeldiniz!” demelidir. şimdi aynı küresel mücadelenin parçalarıyız. ispanya, isveç, yunanistan, türkiye… ancak yan yana savaşırsak bir şansımız olacak!
slavoj zizek”



---- burdaki küresel mücadeleden kastının zizekçi teoriye göre neoliberel algı ile dini-milliyetçi algının yan yana durmasının yarattığı herkes üzerindeki tedirginlikten ve kan uyuşmamasından. farkedelim farketmeyelim ya bu durum bozuluma uğratmak koşulu ile yine bir dikta terminolojisi üzerinden gerçekleştirilecek ya da zincirler kopacak. zizek'in belki bu ülkede görmediği ve en tehlikeli olan şey zincirler kopsa kimsenin ne yapmak istediği ile ilgili bir fikri yok. işte apolitik gençliğin hareketinin kilidi burdadır. bu yüzden belki de zamanından önce söylenmiş sözleri tartışıyoruz.

george carlin

“politikacıları unutun. onlar önemsiz. politikacılar size seçim hakkı tanındığı fikrini sürdürmek için varlar. hakkınız yok. seçim hakkınız yok. sahipleriniz var. size sahipler. her şeye sahipler. bütün önemli topraklara. kolektif şirketleri denetliyorlar ve sahipleriler. uzun zamandır senato, meclis, hükumet binaları ve belediyelerin sahipleriler. hakimler arka ceplerinde. bütün büyük medya ve haber şirketlerinin sahipleriler. her sene milyarlarca doları lobileşmek için kullanıyorlar. onlar tek bir şey istemiyorlar. eleştirel düşünen vatandaş istemiyorlar. iyi derecede bilgilendirilmiş ve eğitim görmüş insanlar istemiyorlar. çünkü onların çıkarlarına aykırı.”

george carlin